Kalp yetersizliği teşhisi genellikle hastanın şikayetlerinin dinlenmesi, fiziki muayene bulgularının değerlendirilmesi, kanda natriüretik peptit seviyelerinin ölçülmesi, elektrokardiyografi çekimi ve ekokardiyografi ile kalbin kasılma performansının incelenmesi sonucunda konulur.
Dolaşım sisteminin yorulmasıyla karakterize olan bu durum kalbin dokulara yeterli kanı ulaştıramaması neticesinde gelişir. Vücudun artan oksijen ihtiyacı karşılanamadığında, organların doğal işleyişi de sekteye uğramaya başlar.
Erken aşamada fark edilen işlevsel ve yapısal değişimler, hastalığın ilerleyişini yavaşlatabilmek adına önemli bir avantaj sunar. Güncel tıbbi yaklaşımlar sayesinde, arka planda yatan risk faktörleri büyük oranda aydınlatılabilir.
Doğru yapılandırılmış bir değerlendirme süreci, yaşam kalitesini artırabilecek müdahalelerin en sağlam zeminini hazırlar. Bu sayede bedeni destekleyecek faydalı adımların zaman kaybedilmeden atılmasına geniş bir alan açılmış olur.
Kalp Yetersizliği Şüphesi Hangi Belirtilerle Başlar?
Tanı sürecinin en önemli ve ilk adımı, bedenin verdiği işaretleri doğru okumaktır. Kalp yetersizliği, günlük yaşam kalitesini derinden etkileyen ve vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkan çeşitli şikayetlerle kendini belli eder. En dikkat çekici belirtilerden biri nefes darlığıdır. Kalbin sol tarafındaki basıncın artması, kanın ileriye doğru rahatça fırlatılamayıp geriye, yani akciğerlere doğru göllenmesine yol açar. Bu durum başlangıçta sadece efor sarf edildiğinde, örneğin yokuş çıkarken veya tempolu yürürken hissedilen nefes darlığı ile başlar. Zamanla tablo ilerlediğinde, yatağa düz yatıldığında nefes alamama sorunu ortaya çıkabilir. Geceleri uyumak için birden fazla yastık kullanma ihtiyacı veya uykuya daldıktan birkaç saat sonra aniden nefes nefese uyanma durumu akciğerlerde sıvı biriktiğine dair çok güçlü ipuçlarıdır.
Öte yandan kalbin vücuda yeterli kanı gönderememesi, kaslara ve organlara giden taze kan miktarının azalması anlamına gelir. İskelet kaslarının oksijensiz kalması, çok erken yorulma, sürekli bir halsizlik ve egzersiz kapasitesinde ciddi bir düşüş yaratır. Dolaşım sistemi zayıfladığında böbreklere giden kan akımı da yavaşlar. Böbrekler bu durumu vücutta susuzluk varmış gibi algılayarak su ve tuzu tutmaya başlar. Bunun sonucunda damar içindeki sıvı dokular arasına sızar. Kalbin sağ tarafı zorlandığında ise bu sıvı birikimi daha çok sistemik dolaşımda, yani organlarda ve bacaklarda toplanır. Karaciğer ve mide bağırsak sistemindeki sıvı göllenmesi karında gerginlik ve iştahsızlık yaparken, yerçekiminin etkisiyle gün boyu ayak bileklerinde biriken sıvı, gece yatıldığında böbrekler tarafından süzülmeye çalışılır ve bu da gece sık idrara çıkma ihtiyacı doğurur.
Hastaların sıklıkla ifade ettiği bazı temel yakınmalar şunlardır:
- Nefes darlığı
- Çabuk yorulma
- Bacaklarda ödem
- İstemsiz kilo artışı
- Karında şişkinlik
- Gece sık idrara çıkma
- Düz yatamama
Kalp Yetersizliği İçin Fizik Muayenede Neler Aranır?
Şikayetlerin dinlenmesinin ardından geçilen fizik muayene aşaması, anlattılan bedensel yakınmaların tıbbi kanıtlarla somutlaştırıldığı yerdir. Değerlendirme sırasında vücudun ne kadar sıvı tuttuğu ve dokulara giden kan akışının ne durumda olduğu incelenir. Boyun bölgesine bakıldığında, şah damarının hemen yanındaki toplardamarlardaki dolgunluk ve belirginleşme, kalbin sağ tarafındaki basıncın arttığını gösteren çok değerli bir bulgudur. Göğüs kafesinin elle muayenesinde, kalbin tepe atımının normalde olması gereken yerden daha sola doğru kaydığı hissedilirse, bu durum kalbin genişlediğine işaret edebilir.
Steteskop ile kalbin dinlenmesi sırasında normal kalp seslerine ek olarak duyulan fazladan sesler, kalbin sıvı yükü altında zorlandığına dair işaretler verebilir. Ayrıca kalbin genişlemesi kapakçıkları tutan yapıları esnetebileceği için, kapakçıklardan geriye doğru sızan kanın yarattığı üfürümler duyulabilir. Akciğerlerin dinlenmesinde özellikle alt kısımlardan gelen ince çıtırtı sesleri, akciğer dokusunda sıvı göllenmesi başladığını düşündürür. Eğer akciğer zarları arasına sıvı sızmışsa, o bölgedeki solunum sesleri oldukça zayıflar.
Muayenenin bir diğer önemli kısmı ekstremitelerin, yani kolların ve bacakların incelenmesidir. Yerçekiminin etkisiyle ayak bilekleri ve incik kemiği çevresinde toplanan sıvı, parmakla bastırıldığında çukur bırakan bir ödem oluşturur. İleri durumlarda nabzın zayıflaması, ellerin ve ayakların dokunulduğunda normalden daha soğuk olması, dokulara giden kan akışının azaldığını gösteren önemli veriler arasındadır. Bu bulguların hiçbiri tek başına kesin tanı koydurmasa da bir araya geldiklerinde oldukça net bir tablo çizerler.
Kalp Yetersizliği Teşhisinde Hangi Kan Testleri Kullanılır?
Kalp kası aşırı gerildiğinde ve zorlandığında, bir nevi yardım çağrısı olarak kana bazı özel proteinler salgılar. Natriüretik peptitler adı verilen bu maddeler, teşhis sürecinde adeta bir rehber görevi görür. Bu kan testlerinin en büyük özelliği, değerlerin normal sınırlar içinde olması durumunda, hastanın yaşadığı nefes darlığının kalpten kaynaklanma ihtimalinin büyük oranda dışlanabilmesidir. Değerlerin yüksek çıkması ise doğrudan kalbin zorlandığını gösterir ve ileri tetkiklerin yapılması gerektiğine işaret eder.
Sadece kalp hormonları değil vücudun genel durumunu ve diğer organların etkilenme derecesini gösteren detaylı bir kan paneli de bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Kan sayımı yapılarak kalbi fazladan yorabilecek olan kansızlık durumu araştırılır. Böbreklerin süzme hızını ve çalışma kapasitesini ölçmek, vücudun sıvı tutma dengesini anlamak için oldukça gereklidir. Karaciğer enzimleri, kalbin sağ tarafındaki yetersizliğin karaciğere ne ölçüde yük bindirdiğini anlamaya yardımcı olur. Ayrıca kalp kasının enerji üretebilmesi için hayati önem taşıyan demir depoları da dikkatle incelenir.
Kontrol edilen başlıca laboratuvar parametreleri şunlardır:
- Tam kan sayımı
- Sodyum
- Potasyum
- Üre
- Kreatinin
- Karaciğer enzimleri
- Ferritin
- Tiroid hormonları
- Troponin
Kalp Yetersizliği Tanısında EKG Bize Neler Söyler?
Göğse, kollara ve bacaklara yapıştırılan küçük elektrotlar aracılığıyla kalbin elektriksel haritasını çıkaran elektrokardiyografi, yani EKG, değerlendirme sürecinin en pratik ve ilk başvurulan yöntemlerinden biridir. EKG tek başına kalbin kasılma gücünü doğrudan göstermez; ancak elektriksel dalgaların yapısı, kalbin geçmişi ve mevcut çalışma koşulları hakkında oldukça zengin bilgiler sunar. Eğer bir EKG tamamen normal görünüyorsa, yapısal büyük bir sorunun olma ihtimali belirgin şekilde azalır.
EKG çizgilerindeki bazı değişimler, hastanın geçmişte kalp kasının bir bölümüne zarar veren bir kalp krizi geçirdiğini gösterebilir. Bazen de dalgaların boyutlarının çok yüksek olması, kalbin yıllarca yüksek tansiyon gibi bir dirence karşı çalışmaktan dolayı kalınlaştığını ifade eder. Ayrıca ritim bozukluklarının tespiti de bu yöntemle yapılır. Kalbin üst odacıklarının düzenli kasılmayı bırakıp titremeye başladığı ritim sorunları, kalbin kanla dolum performansını olumsuz etkileyerek yetersizlik tablosunu ağırlaştırabilir.
Bunun yanı sıra EKG, kalbin kendi içindeki uyumunu da gösterir. Kalbi kasan elektrik sinyalinin sağ ve sol bölümlere eşzamanlı ulaşması beklenir. Eğer elektrik akımı bir tarafa gecikmeli gidiyorsa, kalbin sağ ve sol kısımları birbiriyle uyumsuz şekilde kasılır. Bu durum kasılma verimini düşürür ve ilerleyen dönemlerde kalbin iki tarafını aynı anda uyararak eşgüdümü sağlayan özel tedavi yöntemlerinin planlanmasına zemin hazırlar.
Kalp Yetersizliği Değerlendirmesinde Akciğer Grafisi Neden Çekilir?
Standart bir akciğer röntgeni, göğüs boşluğundaki organların boyutları ve sıvı dengesi hakkında görsel bir fikir edinmek için kullanılır. Sağlıklı bir yapıda kalbin gölgesinin genişliği, göğüs kafesi genişliğinin yarısını geçmemelidir. Bu oranın artması, kalpte yapısal bir büyümenin, yani kardiyomegalinin varlığına işaret edebilir.
Kalpten geriye doğru basınç yansıdığında akciğerlerde meydana gelen değişimler de bu röntgen filminde gözlemlenebilir. Normal koşullarda kan daha çok akciğerlerin alt kısımlarına yönelirken, basınç arttığında üst kısımlardaki damarlar da belirginleşerek dolgunlaşır. Akciğer dokusu arasına sıvı sızmaya başladığında, grafide özel çizgilenmeler ve gölgelenmeler oluşur. Akciğer zarları arasına sıvı toplanması durumunda ise akciğerlerin alt köşelerindeki normalde sivri olan açılar kapanır. Ayrıca bu yöntem nefes darlığının tamamen akciğer kaynaklı başka bir hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını ayırt etmeye büyük oranda yardımcı olur.
Akciğer röntgeninde aranan başlıca bulgular şunlardır:
- Kalp büyümesi
- Akciğerde sıvı birikimi
- Damar belirginleşmesi
- Plevral efüzyon
Kalp Yetersizliği İçin Ekokardiyografi (Kalp Ultrasonu) Nasıl Yapılır?
Göğüs duvarı üzerinden yapılan kalp ultrasonu, yani ekokardiyografi, teşhis sürecinin adeta merkezinde yer alır. Vücuda herhangi bir girişim yapılmadan, radyasyon kullanılmadan yüksek frekanslı ses dalgalarıyla kalbin anatomisini, duvar kalınlıklarını, kapakçıkların durumunu ve en önemlisi kasılma gücünü hareketli olarak ekranda gösterir. Kalbin içine açılan güvenli bir pencere gibidir.
Bu inceleme sırasında doktorların dikkatle ölçtüğü parametrelerin başında ejeksiyon fraksiyonu gelir. Bu terim, kalbin ana pompalama odacığı olan sol karıncığın, içine dolan kanın yüzde kaçını her atımda vücuda fırlatabildiğini ifade eder. Sadece kanın fırlatılması değil aynı zamanda kalbin gevşeme kapasitesi de ölçülür. Gevşeme evresinde kapaklardan geçen kanın hızı ve kalp duvarlarının esneme özellikleri hesaplanarak, kalbin içindeki dolum basınçlarının ne durumda olduğu hakkında çok değerli veriler elde edilir. Kapakçıklarda herhangi bir sızıntı veya darlık olup olmadığı da renkli ses dalgaları yardımıyla detaylıca incelenerek haritalandırılır.
Kalp Yetersizliği Teşhisinde Ekokardiyografi İle Hangi Tipler Belirlenir?
Kalp ultrasonundan elde edilen veriler ışığında, rahatsızlığın temel mekanizması anlaşılır ve hastalık genel olarak üç ana gruba ayrılarak sınıflandırılır. Birinci grupta, kalbin kasılma gücü belirgin şekilde azalmıştır. Kalp kası gücünü kaybetmiş, incelmiş veya yapısal hasar görmüştür. Pompalama yüzdesi istenen seviyelerin altındadır ve kalp kanı ileriye doğru yeterince güçlü itemez.
İkinci grup ise kalbin pompalama gücünün bir miktar azaldığı ancak tamamen çökmediği bir ara formu temsil eder. Bu gruptaki hastalarda teşhisi desteklemek için kan testlerindeki ilgili hormon yükseklikleri ve kalpteki yapısal değişimler daha yakından incelenir. Üçüncü grupta ise kalbin kasılma ve kanı ileriye fırlatma gücü ölçümlerde normal görünür. Ancak temel sorun, kalbin bir sünger gibi gevşeyip içine yeterli kanı çekememesidir. Kalp duvarları kalınlaşmış veya sertleşmiştir. Bu sertlik nedeniyle kalbin içindeki basınç yükselir ve sıvı akciğerlere doğru geri teper.
Ekokardiyografi sonucuna göre belirlenen temel gruplar şunlardır:
- Düşük ejeksiyon fraksiyonlu
- Hafif azalmış ejeksiyon fraksiyonlu
- Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu
Kalp Yetersizliği İleri Görüntüleme Yöntemleri Nelerdir?
Standart görüntüleme yöntemlerinin bazı soruları cevapsız bıraktığı, ultrason görüntülerinin hastanın vücut yapısı nedeniyle yeterince net alınamadığı veya sorunun çok özel bir hastalıktan kaynaklandığının düşünüldüğü durumlarda, daha ileri teknolojilere başvurulur. Kardiyak manyetik rezonans, yani kalp emarı, radyasyon içermeyen ve dokunun yapısını hücresel düzeyde yansıtan son derece gelişmiş bir yöntemdir. Damardan verilen özel bir ilacın kalp dokusundaki tutulum şekli izlenerek, kalpteki sorunun tıkalı bir damardan mı yoksa doğrudan kalp kasını etkileyen bir iltihaptan veya protein birikiminden mi kaynaklandığı büyük ölçüde ayırt edilebilir.
Bunun yanı sıra kalbi besleyen damarların durumu her zaman mercek altındadır. Eğer kalpte açıklanamayan bir güç kaybı varsa ve bunun damar tıkanıklığına bağlı olabileceği düşünülüyorsa, kalbi besleyen damarların içinin özel bir boya ile görüntülendiği koroner anjiyografi işlemi planlanabilir. Damarlara müdahale edilmeden önce, kalp kasındaki hücrelerin canlılığını ve kan akımı sağlandığında tekrar çalışıp çalışmayacağını anlamak için nükleer tıp yöntemleri veya eforlu testler de sürecin bir parçası olabilir.
İhtiyaç duyulabilecek bazı ileri tetkikler şunlardır:
- Kardiyak emar
- Koroner anjiyografi
- Miyokard perfüzyon sintigrafisi
- Stres ekokardiyografi
Kalp Yetersizliği Durumunda Kateterizasyon Gibi İnvaziv Yöntemlere Ne Zaman İhtiyaç Duyulur?
Çoğu zaman dışarıdan yapılan testler yeterli gelse de bazı karmaşık durumlarda doğrudan kalbin içindeki basınçları ve damar dirençlerini ölçmek zorunlu hale gelebilir. Sağ kalp kateterizasyonu adı verilen bu işlemde, boyun veya kasık bölgesindeki bir toplardamardan ince ve esnek bir tüp yardımıyla kalbin sağ tarafına ve oradan da akciğer atardamarına kadar ilerlenir. Bu sayede vücudun ana basınç merkezlerindeki değerler doğrudan kaydedilir.
Bu ölçüm, hastanın akciğerlerinde gelişen tansiyon yüksekliğinin doğrudan akciğerin kendi damar yapısından mı yoksa sol kalbin yaşadığı sorunun geriye doğru yansımasından mı kaynaklandığını ayırmak için oldukça önemlidir. Organlara giden kan miktarının kritik düzeyde azalıp azalmadığı da bu yöntemle hesaplanabilir. Ayrıca standart tedavilere yanıt alınamayan çok ileri durumlarda, mekanik destek cihazı veya nakil gibi büyük kararlar alınmadan önce bu yöntemle elde edilen veriler kılavuzluk eder. Çok nadir koşullarda ise mikroskop altında incelenmek üzere kalp kasından milimetrik doku örnekleri alınması gerekebilir.
Kateterizasyonun sıklıkla tercih edildiği bazı durumlar şunlardır:
- Akciğer tansiyonunun kökenini belirlemek
- İleri evre tedavileri planlamak
- İlaç direncini değerlendirmek
- Nakil uygunluğunu araştırmak
Kalp Yetersizliği Teşhis Algoritması Nasıl İşler?
Teşhis süreci, birbirinden bağımsız testlerin rastgele yapılmasından ziyade, birbirini mantıksal olarak izleyen adımlardan oluşan sistematik bir algoritmadır. Süreç daima hastanın yaşam tarzının, sahip olduğu risk faktörlerinin ve ifade ettiği şikayetlerin dinlenmesiyle başlar. Bacaklardaki şişlik, geceleri nefes alamama gibi belirtiler fizik muayene bulgularıyla birleştirildiğinde bir şüphe doğar. Bu şüpheyi netleştirmek için ilk olarak kalbin elektriksel ritmi EKG ile kontrol edilir.
EKG’de veya muayenede olağandışı bulgular varsa, kan testleriyle kalbin zorlanıp zorlanmadığı biyokimyasal olarak doğrulanır. Kan değerlerinde de yüksek seviyeler tespit edilirse, hasta doğrudan kalp ultrasonuna alınarak kalbin yapısı, kapakçıkları ve pompalama gücü gözlemlenir. Bu aşamada sorunun tipi belirlendikten sonra, altta yatan gerçek nedeni bulmak için emar veya anjiyografi gibi ileri yöntemler devreye girer. Tüm bu adımlar, hastanın bedeninde olup biten mekanizmaları büyük bir netlikle haritalandırmayı sağlar. Bu titiz sürecin nihai amacı, şikayetlerin kök nedenini bularak, kişinin yaşam kalitesini artıracak ve semptomlarını hafifletecek en uygun, kişiselleştirilmiş tedavi adımlarının atılmasına büyük ölçüde katkı sağlamaktır.

Prof. Dr. Tuna Katırcıbaşı, 27 yılı aşkın süredir kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde uzmanlaşmış bir kardiyoloji profesörüdür. Özellikle koroner arter hastalığı, stent tedavileri, hipertansiyon ve kalp yetersizliği alanlarında kapsamlı klinik ve akademik deneyime sahiptir.
Kardiyoloji kariyerine 1999 yılında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak başlayan Prof. Dr. Katırcıbaşı, 2009 yılında doçentlik, 2019 yılında ise profesörlük unvanını almıştır. Başkent Üniversitesi, Özel Ortadoğu Hastanesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Halen Adana Medline Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nde görevine devam etmektedir.
Prof. Dr. Katırcıbaşı, ameliyatsız damar açma uygulamaları, şah damarı ve periferik damar tıkanıklıklarının girişimsel tedavisi, kalp yetersizliği yönetimi ve ileri ekokardiyografi alanlarında öne çıkmaktadır. 60’tan fazla ulusal ve uluslararası bilimsel yayınıyla literatüre katkı sağlamış; Avrupa Kardiyoloji Derneği ve Amerikan Kardiyoloji Koleji gibi saygın platformlarda bildiriler sunmuştur.

Adana'daki Kliniğimizin Konumu